Paylaş:

Türkmenlerde düğün, yalnızca iki gencin evliliğini ilan eden bir merasim değil; aileler arasında kurulan yeni bağların, toplumsal dayanışmanın ve kültürel mirasın kuşaktan kuşağa aktarılmasının önemli bir göstergesidir. Geçmişte günler süren düğünler, köy halkının ortak katılımıyla gerçekleştirilen sosyal bir organizasyon niteliği taşımaktaydı. Düğün hazırlıkları, davetlilerin haberdar edilmesiyle başlayıp bayrak dikme, kına gecesi, gelin çıkarma, bey donatımı ve bey bozumu gibi çeşitli törenlerle devam ederdi. Her aşaması belirli gelenek ve sembollerle şekillenen bu düğünler, Türkmen toplumunun yaşam biçimini, inançlarını ve misafirperverlik anlayışını yansıtan önemli kültürel değerler arasında yer almaktadır.

Düğün tarihi kesinleştikten sonra, düğünden 10–15 gün önce okuntular yazılarak hazırlanırdı. Hazırlanan bu okuntular, eş dost ve akrabaların yardımıyla düğüne davet edilecek kişilere ulaştırılır ve böylece davet işlemi tamamlanmış olurdu.

Salı günü bayrak dikilir, akşamında da oda daveti yapılarak gelenlere yemek verilirdi. Çarşamba günü düğün yemeği yenir, kına yakılır ve akşam kız başı yapılırdı. Perşembe günü ise öğleden önce gelin çıkarılır, böylece düğün merasimi tamamlanma aşamasına gelirdi.

Düğüne gelen davetliler, geleneklere göre ağırlanırdı. Köyde bulunan oda sahipleri erkek misafirleri, düğün sahibinin akraba ve yakınlarından kadınlar ise kadın misafirleri evlerine götürerek gece istirahat etmelerini sağlarlardı. Düğün sahibinin yakınları, misafir götürmek için adeta yarışırdı. Amaç, daha fazla misafiri ağırlayarak düğün sahibinin yükünü hafifletmekti.

Bayrağın altında kurban kesilir; Türkmenlerin geleneksel yemekleri olan şirli, köfte, ayranlı çorba ve keşgaf hazırlanırdı. Çarşamba günü misafirlere yemek verilir, ikindiden sonra kına merasimine gidilir, akşam da kız başı yapılırdı.

Perşembe günü öğleden önce gelin alma zamanı gelirdi. Gelin kız, gelin çıkacağı gün olan perşembe günü oruç tutardı. Ayrıca kız evinde, baba ocağından çıkmadan önce başı bağlanırdı.

Baş Bağlama ve Gelinlik Elbisesi Giydirme

Geline al duvak örtülür, başına fes giydirilirdi. Fesin üzerine çıbık desenli gıvrak dolanır, onun üzerine de boyanmış tozak adı verilen tüyler takılırdı. Gelin başının ön üst kısmına küçük bir ayna yerleştirilir ve böylece gelin başı tamamlanmış olurdu.

Daha sonra gelinlik elbisesi giydirilirdi. Bu elbise, yumuşak kumaştan yapılmış kırmızı çuhadan oluşurdu. Gelinin beline, uçları gümüş para saçaklı, ortasında bir büyük, yanlarında iki küçük motif bulunan gümüş kuşak bağlanırdı. Gümüş kuşağın iki yanında, üzeri pul ve sırma işlemeli, alt kısmında para bulunan kırmızı çuhadan yapılmış yan yağlıkları yer alırdı. Gelin ayağına renkli motifli yün çorap ve yemeni giyerdi. Daha sonra yüzüne pullu al duvak örtülür, eline işlemeli ipek mendil verilirdi. Böylece baş bağlama ve gelinlik giydirme işlemi tamamlanmış olurdu.

Oğlan evinde gelin almaya gidecekler hazırlanır, gelinin bindirileceği at veya arabaya halı heybe bağlanırdı. Düğün alayı topluca kız evine hareket ederdi.

Düğün alayı gelin almaya geldiğinde, gelinin arkadaşları veya yakınları gelinin bulunduğu odanın kapısını kilitleyip açmaz, kayınbabadan bahşiş isterlerdi. Bahşiş verildikten sonra kapı açılır, gelinin babası kızının elinden tutarak kapıya kadar getirir ve kayınbabaya teslim ederdi. Kayınbaba da gelinin elinden tutarak onu ata veya arabaya bindirirdi.

Gelin alayı köyün içinden geçerken kabristanın ve caminin etrafında dolaşır, buralarda dualar edilirdi. Yol boyunca gelinin bulunduğu atın veya arabanın önü kesilir, bahşiş alındıktan sonra yola devam edilirdi.

Oğlan evine gelindiğinde gelin indirilmeden önce kayınbabadan mal istenir, ne vereceği sorulurdu. Kayınbaba geline koyun, inek gibi bir mal vaat ederek gelini indirir ve yakın akrabalardan biri olan yengeye teslim ederdi. Bu sırada gelin, içinde demir para da bulunan buğdayı saçarak bereket dileğinde bulunurdu.

Yenge, gelini önceden hazırlanmış ahıra götürürdü. Gelin burada bir yastık üzerinde ayakta durur, çevrede bulunanlar türkü söyleyip oynarlardı. Bunun, gelinin kulağının sağır olmaması için yapıldığına inanılırdı.

Daha sonra gelinin eline su dolu bir ibrik verilir, ibriğin ağzına da ayna konulurdu. Gelin, ahırdan başlayarak evine kadar suyu dökerek yürürdü. Eve vardığında kaynanası izin verirse oturur, izin vermezse ayakta beklerdi. Gelin otururken diğer kadınlar kız evinden getirilen çeyizlerle gelin odasını döşerlerdi. Akşama doğru gelinin evi hazırlanmış olurdu.

Oruçlu olarak gelen gelinin orucunu açması için, akşam kız evinden sini üzerinde hazırlanmış yemek ve yakılmış bir lamba ile birkaç kadın oğlan evine gelirdi. Gelin, baba evinden gelen yemekle orucunu açardı.

Perşembe günü ikindi namazından sonra köy odasının önünde damat için bey donatımı yapılırdı. Bu merasimden sonra damat, sağdıçların nezaretinde yatsı namazına kadar istirahate çekilirdi.

Sağdıcı ile birlikte yatsı namazı için camiye giden damat, namaz çıkışında dedesi veya babasının cemaati güve katımına davet etmesiyle eve dönerdi. Hoca tarafından yapılan duadan sonra, damat arkadaşlarının şakalaşmaları ve yumrukları arasında gerdeğe girerdi.

Cuma günü sabah damat için bey bozumu yapılır, aynı gün öğleden önce de gelinin yüz açımı gerçekleştirilirdi.

Düğünden üç gün sonra, sabah erkenden gelin kaynanasının nezaretinde hazırlanır ve sabah namazı vaktinde en yakın akrabalardan başlanarak el suyu dökmeye gidilirdi. Abdest için gidilen evlere örme çorap gibi hediyeler götürülürdü.