Paylaş:

İnsan, hayatı boyunca bir yerlere varmak için koşup duruyor. Daha iyi bir ev, daha güzel bir hayat, daha fazla kazanç, daha çok imkân. Hep bir şeylerin peşinde, hep bir sonraki durağın hayaliyle yaşıyor. Sanki aradığı huzur, henüz ulaşamadığı bir yerde onu bekliyormuş gibi.

Oysa huzur, varılacak bir yer değil, insanın içinde taşıdığı bir duygudur.

Bazen insan her istediğine sahip olur ama yine de kendini eksik hisseder. Bazen de küçük bir evin penceresinden süzülen güneş ışığında, sevdikleriyle içilen bir bardak çayda, kimseye kendini anlatmak zorunda kalmadığı sessiz bir akşamda bulur aradığı huzuru.

Çünkü huzur, sahip olduklarımızın çokluğuyla değil, sahip olduklarımızla kurduğumuz ilişkiyle ilgilidir.

İnsan, sürekli daha fazlasını isterken elindekilerin kıymetini görmezden gelir. Bugünün güzelliklerini yarının beklentilerine feda eder. Bir gün her şey yoluna girdiğinde rahat edeceğini düşünür. Borçlar bitecek, işler düzene girecek, insanlar değişecek, hayat istediği hâle gelecek ve nihayet huzur bulacaktır.

Peki ya o gün geldiğinde de başka bir eksikliğin peşine düşerse?

İşte insanın kendine sorması gereken asıl soru budur. Huzuru hep geleceğe erteleyen biri, bugünün içinde nasıl yaşayacaktır?

Hayat hiçbir zaman bütün eksiklerini tamamlayarak önümüze çıkmaz. Her zaman çözülmeyi bekleyen bir mesele, içimizi sıkan bir düşünce, bizi yoran bir insan ya da gerçekleşmesini beklediğimiz bir hayal olacaktır. Bütün bunların bitmesini beklersek huzur, ömrümüz boyunca ulaşamadığımız bir hayal olarak kalabilir.

Oysa huzur, her şeyin kusursuz olması değildir. Kusurların arasında da kendine bir yaşam alanı açabilmektir. Her sorunu çözemeyeceğini bilmek, herkesi memnun etmek zorunda olmadığını anlamak, değiştiremeyeceğin şeylerle savaşmayı bırakmaktır.

Bazen bir insanın hayatından çıkması, bazen gereksiz bir tartışmaya girmemek, bazen de herkese yetişmeye çalışmaktan vazgeçmek gerekir. Çünkü insan, başkalarının beklentileri arasında kendini kaybettikçe kendi huzurundan uzaklaşır.

Yaş ilerledikçe insan şunu daha iyi anlıyor: Her şeye sahip olmak, her yere gitmek, herkes tarafından sevilmek zorunda değiliz. Bazen yalnızca içimizin rahat olması, başımızı yastığa koyduğumuzda vicdanımızla baş başa kalabilmek yeterlidir.

Huzur, hayatın bütün sorunlarının bitmesi değil, sorunlar devam ederken de kendini kaybetmemektir.

Belki de artık bir yerlere yetişmeye çalışmak yerine bulunduğumuz yere bakmanın zamanı gelmiştir. İçtiğimiz çayın tadını almak, sevdiklerimizin sesini duymak, geçmişin pişmanlıklarıyla geleceğin kaygıları arasında sıkışıp kalmadan bugünü yaşayabilmek.

Çünkü hayat, yalnızca ulaşmaya çalıştığımız hedeflerden ibaret değildir. O hedeflere giderken geride bıraktığımız günlerden, farkına varmadığımız güzelliklerden ve ertelediğimiz mutluluklardan da oluşur.

Unutmayalım, insan bazen bütün dünyayı dolaşır ama kendine bir türlü ulaşamaz. Bazen de olduğu yerde durur, içindeki gürültüyü susturur ve yıllardır aradığı huzurun aslında hiç de uzağında olmadığını fark eder.

Huzur bir yere varış değil, içinde bulunduğun durumdur. Onu gelecekte aramayı bıraktığında, belki de bugünün içinde bulmaya başlarsın.