Paylaş:

Zaman… Sessiz bir nehir gibi akar gider. Ne geriye döner, ne de bizi bekler. Ardında bıraktığı sadece ayak izleri değil, bazen bir sıcak bakış, bazen yürekten kopup gelen bir söz olur.
Ve işte ben de bu satırlarda, geçmişin sıcak nefesini, bugünün soğuk yüzüne değdirme çabasındayım. Çünkü bazı şeyler anlatılmadan eksik kalır; bazı hatıralar dile gelmeden unutulur.

Bir zamanlar sabahlar horoz sesiyle uyanırdı… Gün, annemin yoğurduğu çörekle, babamın getirdiği sıcak bir tebessümle başlardı. Sofralar kalabalık değildi belki ama bereketliydi. Paylaşmak sofranın sessiz kuralıydı. Komşunun kapısı tokmakla değil, gönülle çalınırdı.
Çocuklar sokakta oynar, toprakla dostluk kurardı. Çamura bulanmış yüzlerinde neşe, dizlerindeki yara izlerinde macera gizliydi. Biz azla yetinirdik, ama çokça gülümserdik. Mutluluk pahalı değildi. Yalansızdı, filtresizdi…

Bugün... Her şey parmak ucumuzda ama hiçbir şeye tam anlamıyla dokunamıyoruz.
Ekranlar konuşuyor, biz susuyoruz. Aynı evin içinde yabancıyız artık.
Kalpler birbirine mesafeli, göz göze gelmek bile bir cesaret işi olmuş.
Komşuluk, pencereden selam değil, apartman merdivenlerinde rastgelinmiş bir baş selamına dönüşmüş.
Çocuklarımız oyunları öğrenmiyor, indiriyor.

Geçmişe baktığımda içimde bir sıcaklık beliriyor, ardından hüzün ağır ağır çöküyor.
Evet, o yıllarda zengin değildik belki ama gönlümüz dardı, ama sevgiyle genişlerdi.
Kuru bir ekmek, bölüşüldüğünde şölene dönüşürdü.
Şimdi bolluk var belki ama sofralarda sessizlik oturuyor. Kalabalıklar içinde yalnızız.

İşte bu sayfa, tam da bu yüzden var…
Hatırlamak için.
Unutulanları yaşatmak için.
Sözlerin izini sürmek, geçmişin yankılarını bugüne taşıyabilmek için…

Çünkü biz geçmişimizi unuttukça, köklerimizle bağımız zayıflar.
Ne zaman unutsak, eksiliyoruz. Ne zaman hatırlasak, tamamlanıyoruz.
Her hatırlayış, biraz daha insan kılıyor bizi.

"Sözün İzinde", bir hatırlayışın adı...
Bir özlemin yankısı...
Ve en çok da bir uyanışın sesi...

                       "Kalemden değil, yürekten..."