← Hayrettin TÜRKOĞLU

Elâlem Ne Diyecek Derken, Kendi Hayatını Kaçırmak.

2 dk. okuma 13 okunma

İnsan bazen hayatını yaşarken değil, başkalarının ne diyeceğini düşünürken tüketiyor.

Bir adım atacak oluyor, “Elâlem ne der?” diyor. Bir karar verecek oluyor, “Ya yanlış anlarlarsa?” diye düşünüyor. Bir hayalin peşinden gitmek istiyor, “Millet ne düşünür?” korkusuyla vazgeçiyor.

Derken yıllar geçiyor.

Bir bakıyor ki başkalarının beklentilerine göre yaşarken kendi hayatını ertelemiş. Mutlu olabileceği anları kaçırmış, söylemek istediği sözleri yutmuş, gitmek istediği yerlere gidememiş.

Çünkü hayatının direksiyonunda kendisi değil, elâlemin düşünceleri varmış.

Oysa insanın ömrü, başkalarını memnun etmek için verilmiş bir emanet değil. Herkesin gönlünü hoş etmeye çalışırken kendi gönlünü kırmanın da bir bedeli var.

Ve o bedel, çoğu zaman yıllar sonra fark ediliyor.

İnsanın en büyük pişmanlıklarından biri, başkaları ne der diye yaşarken kendi hayallerini susturmuş olmasıdır.

Gençlikte zamanın sonsuz olduğu sanılıyor. Bir gün yaşarım, bir gün giderim, bir gün söylerim, bir gün kendim için karar veririm diye düşünülüyor.

Ama o günler her zaman gelmiyor.

Hayat, sürekli ertelenen bir buluşma gibi. Hep yarına bırakılan mutluluklar, bir gün geçmişin içinde sessizce kayboluyor.

Birileri konuşmasın diye susuluyor.

Birileri ayıplamasın diye vazgeçiliyor.

Birileri yanlış anlamasın diye insan kendini anlatmaktan yoruluyor.

Sonra bir gün anlaşılıyor ki, insan ne yaparsa yapsın konuşan yine konuşuyor.

Doğru yapsa da konuşan oluyor, yanlış yapsa da. Başarsa kıskanan çıkıyor, kaybetse sevinen. Sessiz kalsa başka türlü, konuşsa başka türlü yorumlayan bulunuyor.

Elâlem, bir insanın uykusuz gecelerini bilmiyor. İçinde taşıdığı kırgınlıkları, kaçırdığı fırsatları ve susturduğu hayalleri onun kadar hissetmiyor.

Öyleyse neden bir ömür, başkalarının diline teslim ediliyor?

Elbette insan kimseyi kırmadan, kimseye haksızlık etmeden yaşamalı. Edebi, vicdanı ve sorumluluğu elden bırakmamalı. Ancak başkalarının düşüncesi uğruna kendi hayatını tüketmek de bir başka kayıp.

Çünkü herkesi memnun etmek mümkün değil.

Herkesin gönlünü kazanmaya çalışırken kendini kaybetmek ise hiç değil.

İçinden geliyorsa bir dostunu aramak, gitmek istediği yere gitmek, bir hayalin peşinden yürümek, söylemek istediği sözü kırmadan söylemek neden sürekli ertelenir?

Neden insan, kendi mutluluğunu başkalarının onayına bağlar?

Hayat, elâlemin ne diyeceğini düşünürken geçip gidiyor.

Ve insanın en ağır pişmanlığı, çoğu zaman yaptığı yanlışlar değil, kendi hayatını yaşamaya cesaret edemediği günler oluyor.

Geçmişi geri getirmek mümkün değil.

Ama kalan ömrü de aynı korkuların içinde tüketmek zorunda değiliz.

Bundan sonra herkes ne düşünürse düşünsün.

Yeter ki insan, kendine ve vicdanına karşı mahcup olmasın.

Çünkü hayat, başkalarının ne diyeceğini düşünerek yaşanacak kadar uzun değil.

İnsan bir gün geriye dönüp baktığında, “Keşke daha çok yaşasaydım, daha çok sevseydim, daha çok cesaret etseydim” dememeli.

Çünkü hayatın en büyük kaybı, başkalarının ne diyeceğini düşünmekten kendi hayatını kaçırmaktır.