← Adsız

İnsanın Asıl Sınavı, Canı Yandığında Başlar.

2 dk. okuma 37 okunma

En çok kime saygı duyuyorum, biliyor musunuz?

Acıların içinden geçip vicdanını kaybetmeyenlere…

Zorlaştığında zalimleşmeyen, canı yandığında başkasını yakmayan, kırıldığında kirlenmeyen, uğradığı haksızlığı başkasına yaşatmayan insanlara…

Çünkü insanın gerçek karakteri, hayat yolunda her şey yolundayken değil; canı yandığında ortaya çıkar.

Herkes iyiyken iyi olmak kolaydır. Herkes sana güzel davranırken güzel kalmak da öyle…

Asıl mesele; sana kötülük yapıldığında hâlâ iyi kalabilmek, sana haksızlık edildiğinde adaletten vazgeçmemek ve sana yapılan kötülüğü başkasına yapmamaktır.

İşte bunu başarabilen insan, gerçek anlamda insan kalabilmiştir.

Yoksa bize yapılan her kötülüğün intikamını başkalarından çıkaracak, kırıldıkça kıracak, yandıkça yakacak ve sonra da kendimizi haklı ilan edeceksek; eleştirdiğimiz, kınadığımız insanlardan gerçekten ne farkımız kalır?

Bazen durup aynaya bakmak gerekir.

Ama yüzümüze değil…

Vicdanımıza bakmak gerekir.

Çünkü insan zamanla fark etmeden karakter erozyonuna uğrayabilir. Dün asla yapmayacağı bir şeyi bugün kendine hak görebilir. Dün kınadığı davranışları, bugün kendi yaralarına mazeret yapabilir.

Sonra aynaya bakar ve gördüğü kişiyi kendisi sanır.

Oysa insanın en büyük yanılgısı, değiştiğini fark etmeden kendisini hâlâ aynı insan zannetmesidir.

Peki aynadaki gerçekten biz miyiz?

Yoksa yaşadıklarımızın, öfkemizin, kırgınlıklarımızın ve intikam duygularımızın şekillendirdiği başka biri mi?

Neyse…

Herkesin vicdanının bir gün hâkim olacağı bir gün mutlaka gelir.

O gün ne makamın, ne servetin, ne insanların alkışının ne de kendimize uydurduğumuz mazeretlerin bir hükmü kalır.

Çünkü vicdan, insana kendi eserini gösterir.

Ne verdiyseniz onu söyler size.
Ne yaptıysanız onu hatırlatır.
Kimi kırdıysanız onu çıkarır karşınıza.
Kime iyilik ettiyseniz onu da unutmaz.

Ve ilahi terazi…

O terazi şaşmaz.

İnsanların terazisi şaşabilir. Hükümler değişebilir. Gerçekler örtülebilir. Suçlular kendilerini masum gösterebilir.

Ama ilahi adalet, hiçbir şeyi kaybetmez.

Günü geldiğinde herkes, kendi vicdanının karşısında kendi hikâyesiyle baş başa kalır.

İşte o yüzden nerede olduğunuzdan, ne kadar sahip olduğunuzdan, insanların sizi nasıl gördüğünden önce nasıl bir insan olduğunuz önemlidir.

Çünkü hayatın sonunda geriye unvanlarımız değil, insanlığımız kalır.

Acılarınız sizi sertleştirebilir…

Ama zalimleştirmesin.

Kırgınlıklarınız sizi susturabilir…

Ama vicdansızlaştırmasın.

Hayat sizi yakabilir…

Ama siz başkasını yakmayı seçmeyin.

Çünkü insanın en büyük zaferi, kendisine yapılan kötülüğe rağmen kötü birine dönüşmemesidir.

Ve belki de gerçek insanlık tam olarak budur:

Canın yanarken bile can yakmamak…
Kırılmışken bile kırmamak…
Kaybetmişken bile kendini kaybetmemek…
Ve bütün bunlara rağmen vicdanını tertemiz koruyabilmek.

Gerisi sadece hayatın gürültüsüdür.

Vicdan ise bir gün mutlaka konuşur.

Hem de herkes sustuğunda…