Herkesi anlamaya çalışırken, kendini unutuyorsun. Başkalarının acılarına merhem olmaya çabalarken, kendi yaralarını saramıyorsun.
Bir gülümseme görmek için herkese el uzatıyorsun ama senin gözlerinin ardında biriken yorgunluğu kimse fark etmiyor.
Çünkü sen güçlü görünüyorsun.
Çünkü sen “halim yok” bile diyemeyecek kadar düşüncelisin.
İçinden kırıldığını söylemek geçse de, başkaları üzülmesin diye içine atıyorsun.
Sanki herkesin derdini omuzlaman senin görevinmiş gibi yaşıyorsun.
Ama artık biraz da kendine kulak ver.
İç sesin sana bir şeyler söylüyor:
“Yorgunum…”
“Ben de anlaşılmak istiyorum…”
“Biri de bana ‘Sen nasılsın?’ desin istiyorum...”
Biliyorum, hayat seni başkalarına yetmeye zorladı.
Birilerine yetişmeye, birilerinin yükünü hafifletmeye…
Ama unutmaman gereken bir şey var: Sen de birisin.
Sen de bazen durmalısın. Dinlenmelisin. Susup sadece kendini duymalısın.
Gün gelir, herkes kendi yoluna gider.
Sen, herkese koşturduğun yolda, kendi kalbini geride bırakmış olursun.
Ve dönüp baktığında, uğruna kendinden geçtiğin insanların senin varlığını bile hatırlamadığını görürsün.
İşte o zaman asıl kırılma başlar.
Çünkü insanı en çok, kıymet verdiklerinin değer vermemesi yorar.
Ve en çok da kendine uzak kalmak tüketir insanı.
Biraz da kendin için yaşa.
Biraz da kendi yorgunluğuna merhem ol.
Kimseye değil, kendine iyi gelmeye çalış bu kez.
Çünkü sen toparlanmazsan, kimseyi toparlayamazsın.
Hayat, sadece başkalarına yetme yarışı değil…
Bazen durup, kendi içine bakma, kendi varlığını hatırlama mücadelesidir.
Kendini unutma…
Çünkü sen varsın diye, o dünya başkalarına da iyi geliyordu.