Paylaş:

“İyilikten maraz doğar.”

Bazı atasözleri vardır; yıllar geçtikçe anlamını kaybetmez, tam tersine insan yaşadıkça ne kadar doğru söylendiğini daha iyi anlar.

İyilik yaparsın. Birinin zor gününde yanında olursun, elinden tutarsın, derdini dinlersin. Kendi sıkıntını bir kenara bırakıp onun yükünü hafifletmeye çalışırsın.

Sonra gün gelir, bütün bunlar unutulur.

Bir zamanlar uzattığın el, sana uzanan bir el olmaktan çıkar; gün gelir seni iten el olur.

İşte insan o zaman anlar: Mesele iyilik yapmak değil, iyiliğin kime yapıldığını bilmektir.

Eskiden de iyiliğin karşılığında kötülük görülürdü. Ama bugün nankörlük öylesine çoğaldı ki insan bazen yaptığı iyiliğe değil, iyilik yaptığı insana yanıyor.

En acısı da şu:

Sen onun yarasını sararken, o gün gelir senin yaran olur.

Bir insanın dara düştüğü gün yanında olmak kolay değildir. Asıl mesele, o insan ayağa kalktığında seni hatırlayıp hatırlamadığıdır.

Çünkü bazıları ihtiyaç duyduğunda dost, işi görüldüğünde yabancı olur.

Bazıları da senin iyiliğini hatırlamak yerine, sana yaptıkları kötülüğü haklı çıkaracak bahaneler arar.

Fakat bütün bunlar iyilik yapmaktan vazgeçmek için sebep değildir.

İyilik yine yapılır.

Ama artık herkese güvenilmez, herkesin yükü omuzlanmaz, herkes için kendinden vazgeçilmez.

Çünkü iyilik güzel bir erdemdir; fakat yanlış insana yapılan iyilik, bazen insanın kendi hayatından eksilttiği bir bedeldir.

Ve bazı insanları kaybettiğinde üzülmezsin.

Sadece geçmişe dönüp,
“Ben bunlar için neden bu kadar iyilik yaptım?” dersin.

Belki de hayatın en ağır derslerinden biri budur:

İyiliğini kaybetme, ama kime yaptığını iyi seç.