Paylaş:

İnsan, gençliğinde zamanı kovalar. Her şey hemen olsun ister; acılar çabucak dinsin, mutluluklar sonsuza dek sürsün, sorular anında cevap bulsun ister. Oysa zaman, acele edenleri değil; beklemeyi öğrenenleri olgunlaştırır. Bugün dönüp baktığımızda “kasırga” sandığımız pek çok şeyin aslında yolumuzu temizleyen bir rüzgâr olduğunu fark etmemiz bundandır.

Hayat, bizi en çok kırıldığımız yerlerden sınar. Kimi kayıplar vardır; yaşandığı anda insanın içini boşaltır, nefesini keser. Ama zaman geçtikçe anlarız ki bazı insanlar, bazı alışkanlıklar ve bazı hayaller bize ait değildir. Gidişleri can yakar; kalışları ise ruhu tüketir. Kaybettiklerimizin çoğu, aslında omuzlarımızdaki fazlalıklardır. Hafiflediğimizi, ancak onları geride bıraktığımızda hissederiz.

İnsanı güçlü yapan şey, hiç kırılmamak değil; kırıldığında dağılmamayı öğrenmektir. Yaralar kabuk bağladıkça, içimizde sessiz bir bilgelik oluşur. Artık her şeye aynı tepkiyi vermeyiz, her söze aynı ağırlığı yüklemeyiz. Susmanın, uzak durmanın ve vazgeçmenin de bir erdem olduğunu öğreniriz. Çünkü her savaş kazanılmak için verilmez; bazıları insanı tüketmemek için terk edilir.

Zaman bize durmayı öğretir. Koşmadan da varılabileceğini, sessizlikte de cevaplar bulunduğunu gösterir. İnsan, en çok durduğunda kendine yaklaşır. Kalbinin sesini, başkalarının gürültüsü sustuğunda duyar. İşte o an, neyi gerçekten istediğini ve neyi sadece alışkanlıktan taşıdığını ayırt edebilir.

Hayatın en büyük öğüdü belki de şudur: Her şey geçer. Acı da geçer, korku da, karmaşa da… Ama öğrendiklerin kalır. Zaman seni yormak için değil, olgunlaştırmak için vardır. Yeter ki onunla kavga etmeyi bırakıp, öğrettiklerine kulak vermeyi seç.

Ve bir gün, geriye dönüp baktığında şunu söyleyebilirsin: “İyi ki bazı şeyler olmadı. İyi ki bazı insanlar gitti. İyi ki durmayı öğrendim.” Çünkü insan, ancak sakinliğe vardığında gerçekten kendisi olur.