Paylaş:

İnsanların en büyük isteği, yüce Yaradan’dan cennete kavuşmak ve ahiret hayatının güzelliklerine erişmektir. Ancak bu büyük arzu, yalnızca dileklerde değil; dünyada bırakılan izlerde, yaşanan hayatın temizliğinde ve insanlara karşı gösterilen vicdanda anlam bulur. Çünkü cennetin yolu, sadece ibadetlerden değil; adaletten, merhametten ve kimsenin kalbini kırmadan yaşayabilmekten geçer.

Bir insanın kalbini kırmak, emeğini hiçe saymak, hakkını yemek ya da bile bile canını yakmak; belki birkaç dakika sürer ama bıraktığı iz bazen bir ömür silinmez. Çünkü en derin yaralar bedende değil, yürekte açılır. İşte o yaraların adı, çoğu zaman "ah" olur.

Kimsenin gözyaşına sebep olarak, makamınla insanlar arasında adaletsizlik yaparak, menfaatin uğruna haklı olanı haksız göstermeye çalışarak, başkasının hakkına çökerek, haksız yere elde ettiğin her türlü kazanç ve malın üzerine huzur bina edemezsin; başkasının hayatını cehenneme çevirerek kendi cennetini inşa edemezsin. Malına çöktüğün, haksızlık yaptığın insanların ahı, sessiz görünse de ilahi adaletin huzurunda asla kaybolmaz.

Bir gün herkes; makamıyla, servetiyle ya da unvanıyla değil, başkalarına yaptığı haksızlıklarla, adaletsizliklerle, kırdığı kalplerle, yaptığı iyiliklerle ve geride bıraktığı vicdanıyla hesap verecektir.

Bu yüzden, öbür dünyada kendine bir cennet istiyorsan; bu dünyada kimsenin hayatını cehenneme çevirme. Çünkü içindeki günahla ve sırtındaki ahlarla, masumiyet kapısından geçmek kolay değildir.