Bir sohbet sırasında birinin ağzından "eskiden" sözcüğü dökülüyorsa, bilinmelidir ki orada yalnızca geçmişe duyulan özlem değil, kaybedilmiş birçok değerin sessiz arayışı vardır. Aranan sadece mutluluk değildir; yitirilen dostlukların, samimiyetin, insanlığın ve hayatın içindeki sıcaklığın da peşine düşülmüştür.
Geçmişte kalan ve farkına varmadan elimizden kayıp giden nice güzellikler, bugün yalnızca birer serzeniş olarak dilimizde yaşamaktadır. "Eskiden" dediğimiz her an, aslında geri dönmeyeceğini bildiğimiz bir zamana uzanan özlem dolu bir bakıştır. O günleri bulamayacağımızı biliriz ama yine de onları anmadan duramayız. Çünkü insan bazen kaybettiklerinin değerini ancak yokluklarında anlayabilmektedir.
Kırılan bir eşya ne kadar onarılsa da ilk hâline dönemez. İnsan ilişkileri, dostluklar ve toplumsal değerler de böyledir. Kaybedilen bazı şeyler geri getirilemez. Ancak onları hatırlamak, anlatmak ve gelecek nesillere aktarmak mümkündür. Ne var ki insanlar çoğu zaman geçmişe özlem duymalarına rağmen, geçmişin güzelliklerini bugüne taşımak için yeterince çaba göstermemektedir. Belki de bu yüzden sohbetlerimizin büyük kısmı geçmişe dair hayıflanmalarla dolup taşmaktadır.
Oysa geçmişin güzelliğini yalnızca anmak yerine onu yaşatmaya çalışsaydık, bugün bu kadar çok "eskiden" demeye ihtiyaç duymazdık. Geçmişin samimiyetini, komşuluğunu, dostluğunu ve insani değerlerini koruyabilseydik, belki de bugünün insanı kendisini bu kadar yalnız hissetmeyecekti.
Ne garip bir durumdur ki çoğu insan onaylamadığı bir hayatı yaşamak zorunda kalmaktadır. Bir zamanlar değer verdiği güzellikleri savunurken, farkında olmadan onları kendi elleriyle feda edebilmektedir. Modern hayatın sunduğu imkânlara yönelirken, geride bıraktıklarının ne kadar kıymetli olduğunu görememektedir. Bir aldığımızı sanırken, çoğu zaman fark etmeden bin şey vermişizdir. Fakat bunun bedelini ancak kaybettiklerimizin yokluğunda anlayabilmişizdir.
Bugün özlemini çektiğimiz şeyler bir anda yok olmadı. Bozulma yavaş başladı, sonra hızlandı ve sonunda bizi bu noktaya getirdi.
Şimdi dönüp geriye baktığımızda, uğruna vazgeçtiğimiz birçok değerin aslında hayatımızı güzelleştiren şeyler olduğunu görüyoruz. Samimi dostluklar, içten sohbetler, güven duygusu ve insanlığın sıcak yüzü... Belki de gerçek zenginlik bunlardı.
Bu yüzden geçmişi yalnızca özlemek yetmez. Onun bize bıraktığı güzellikleri bugüne taşıyabilmek gerekir. Çünkü gelecek nesiller de bir gün bugünü hatırlayacak ve kendi "eskiden"lerini anlatacaktır. Onlara güzel hatıralar bırakmak istiyorsak, kaybettiğimiz değerleri yeniden yaşatmanın yollarını aramalıyız.
Belki o zaman "eskiden" sözcüğü bir hayıflanmanın değil, gururla hatırlanan güzel zamanların adı olur.