Paylaş:

Kışın alabildiğine soğuk günlerinde dışarıdan eve koşa koşa girip sıcacık bir ortama kavuşmanın mutluluğunu hepimiz biliriz. Bugün gelişen teknoloji sayesinde evlerimizi ısıtmak için birbirinden farklı imkânlara sahibiz. Küçük büyük infrared ısıtıcılardan şöminelere, her odaya ulaşan kalorifer sistemlerinden doğalgazlı kombilere kadar pek çok seçenek hayatımızı kolaylaştırıyor.

Ancak bütün bu modern ısıtma araçlarının arasında geçmişten gelen, hafızalarımızda ayrı bir yeri olan bir vazgeçilmezimiz var: Soba.

Sobalar belki günümüzün ısıtma sistemleri kadar pratik ve zahmetsiz değildi. Odununu, kömürünü ya da tezeğini hazırlamak, külünü temizlemek, ateşini sürekli kontrol etmek gerekirdi. Fakat sobanın evlerimizde bıraktığı sıcaklık yalnızca yaktığı ateşten ibaret değildi. Onun etrafında biriken hatıralar, aile sohbetleri ve çocukluk anıları vardı.

Hangimizin evinde yemekler sofraya gelmeden önce sobanın üzerinde ısıtılmadı? Hangimiz küçük odalarımızda sobanın üzerine ekmek koyup kızartmadık? Güneş enerjisinin henüz yaygın olmadığı zamanlarda sobanın üzerinde ısıtılan suyla banyo yapmadık mı? Dışarıdaki dondurucu soğuktan eve döndüğümüzde kendimizi sobanın karşısına atıp ellerimizi uzatarak ısınmanın keyfini yaşamadık mı?

Bazen başka bir odaya geçmek bile mümkün olmazdı. Tuvalet ihtiyacı için kısa süreliğine dışarı çıkılır, iş biter bitmez yeniden sobanın başına koşulurdu. Kimi zaman aceleyle yaklaşırken elimizi, kolumuzu sobaya değdirip yaktığımız da olurdu.

Köylerimizde soba markaları üzerine yapılan sohbetler de ayrı bir hatıradır. Hangi sobanın daha iyi ısıttığı, hangisinin daha az odun ya da kömür tükettiği, kapağı kapatıldığında ateşi ne kadar süre muhafaza ettiği uzun uzun konuşulurdu. Her evin sobası, sahibinin tecrübesine göre ayrı bir değerlendirmeye tabi tutulurdu.

Elbette soba denilince akla gelen birkaç farklı çeşit vardı. Ancak bunların arasında bir tanesi vardı ki hem ısıtır hem pişirir hem de evin bütün ihtiyaçlarına cevap verirdi. O da kuzine sobaydı.

Kuzine Sobası: Isıtan, Pişiren, Hatıra Biriktiren

Fırın bölümü bulunan, odun, tezek ve kömürle yakılabilen kuzine sobalar, geçmişte köy evlerinin en kullanışlı araçlarından biriydi. Üzerine iki, hatta daha fazla tencere sığabilen geniş pişirme alanı sayesinde bir yandan evin içini ısıtırken diğer yandan yemeklerin pişmesini sağlardı.

Kuzinenin üzerinde her zaman sıcak su bulunurdu. Bir misafir geldiğinde çay hazırlamak için suyun yeniden kaynamasını beklemeye gerek kalmazdı. İbriklerde hazır bekleyen sıcak su, gerektiğinde abdest almak için de kullanılırdı. Kısacası kuzine, evin hem ısıtma hem de mutfak ihtiyaçlarını karşılayan çok yönlü bir yardımcısıydı.

Bir de kuzinede pişen patateslerin tadı vardı ki bugün aynı lezzeti bulmak kolay değil. Acıktığımızda birkaç patatesi közün içine bırakır, pişmesini beklerdik. Sonra kabuklarını soyar, sıcağına aldırmadan ağzımızı yaka yaka yerdik. O patatesin tadı, bugünün en güzel yemeklerinde bile kolay kolay bulunmazdı.

Sabah kahvaltılarımızın da ayrı bir güzelliği vardı. Kömbeler kuzinenin fırınında ısıtılır, ardından içine tereyağı ve peynir konularak sofraya getirilirdi. Evin içine yayılan o sıcak ekmek kokusu, kahvaltıyı bambaşka bir keyfe dönüştürürdü.

Kuzine sobalar genellikle evin günlük oturma odasına kurulurdu. Böylece aile bireyleri günün büyük bölümünü sobanın çevresinde geçirirdi. Kışın sert günlerinde dışarıda ekmek ya da kömbe yapmak mümkün olmadığında kuzinenin fırını imdada yetişirdi. Normal zamanlarda dışarıdaki fırında yapılan kömbeler, soğuk kış günlerinde evin içinde kuzinenin fırınında hazırlanırdı.

Bir yanda yanan ateş, diğer yanda fırında pişen kömbe, üzerinde demlenen çay ve etrafında toplanmış aile bireyleri. İşte geçmişin kış akşamları böyle bir güzelliğe sahipti.

Bugün kaloriferli evlerde büyüyen, kombilerle ısınan çocuklar belki de bu güzelliklerin hiçbirini yaşayamayacak. Kuzinenin üzerinde ısıtılan ekmeğin kokusunu, közde pişen patatesin tadını, sobanın etrafında yapılan uzun sohbetleri bilemeyecekler.

Şimdi evinde kuzinesi olmayanlar, hatta hayatında hiç kuzine sobası görmemiş olanlar anlattıklarımızı belki yalnızca hayal edebilir. Ama inanın, o günleri yaşamış olanlar için bunları hatırlamak bile insanın içini ısıtmaya yetiyor.

Çünkü bazı sıcaklıklar vardır ki kaloriferle, kombiyle, teknolojiyle ölçülmez. O sıcaklık, bir sobanın etrafında toplanan insanların sevgisinden, paylaşmasından ve birlikte yaşadığı güzel günlerden gelir.

Kuzine sobası belki çoktan evlerimizden çıktı ama hatıralarımızdaki yeri hâlâ sıcacık.