Paylaş:

Öyle bir zamana geldik ki…
Vicdan yoruldu, ayıp sessizliğe çekildi. Eskiden bir bakışın bile utandırdığı davranışlar, bugün kalabalıkların içinde görünmez hâle geldi. İnsan kalmak ise artık sıradan bir hâl değil, başlı başına bir mücadeleye dönüştü.

Doğruyu savunmanın bedeli ağırlaştı. Ahlaklı olmak, çoğu zaman yalnız kalmayı göze almak demek oldu. Çünkü yanlış, tek başına yürümüyor artık; kalabalıkları arkasına alıyor, gürültüsüyle haklıymış gibi görünüyor. Doğru ise sessiz, sade ve çoğu zaman gözlerden uzak kalıyor. Bu yüzden günümüzde en zor şeylerden biri, doğru bildiğini savunurken kalabalığa rağmen ayakta kalabilmek.

Geçmişle bugün arasında kurulan “nereden nereye geldik” cümlesi, artık sadece bir serzeniş değil; bir tespitin adı. Çünkü hatalı olanın yerini doğrunun alması gerekirken, çoğu zaman hatanın daha büyüğüyle yer değiştirdiğine şahit oluyoruz. Düzen düzelmek yerine derinleşiyor, sorunlar çözülmek yerine çoğalıyor. Yanlış, kendini düzeltmek yerine başka yanlışları doğurarak varlığını sürdürüyor.

Daha da düşündürücü olanı ise, sorgulamanın yerini ezbere bırakması. Oysa insanı insan yapan, aklıyla tartması, vicdanıyla ölçmesidir. Bugün ise çoğu davranış, düşünülmeden harekete dönüşüyor. Sorgulanmadan konuşuluyor, araştırılmadan hüküm veriliyor. Bu da hataların sadece yayılmasına değil, normalleşmesine neden oluyor.

Modern yaşamın sunduğu hız ve kolaylık, ne yazık ki insanın iç dünyasını da yüzeyselleştirdi. İyi kalmak zorlaştı; çünkü iyi olmak emek ister, sabır ister, direnç ister. Kötü ise çoğu zaman zahmetsizdir; akışına bırakıldığında kendiliğinden çoğalır. Bu yüzden günümüzde iyi kalabilmek, belki de en büyük direniş biçimidir.

Yanlışların kalabalıkların arkasına saklandığı, doğruların ise çoğu zaman yalnız bırakıldığı bir çağdayız. Fakat tam da bu yüzden, doğru olanın değeri daha da büyüktür. Çünkü karanlık arttıkça, küçük bir ışık bile daha görünür hâle gelir.

Bugün mesele sadece yaşamak değil; nasıl yaşadığımızdır. Kalabalığa karışıp kaybolmak mı, yoksa zor da olsa doğru tarafta kalabilmek mi? Belki de bu çağın en büyük sorusu budur.

Ve cevap, hâlâ insan kalabilenlerde saklıdır.