İnsan, çoğu zaman gördüğümüzden ibaret değildir. Dışarıdan bakıldığında dimdik duran bir bedenin içinde, belki de her gün biraz daha çöken bir dünya saklıdır. Kimsenin savaşını bilemezsin; çünkü herkesin cephesi gözle değil, kalple kurulur. Omuzlarda taşınan yükler sadece görünenlerden ibaret değildir; asıl ağırlık, dillendirilemeyenlerin, içine atılanların, suskunlukla büyüyen acıların yüküdür.
Bir insanı izlersin. Güler, konuşur, hayatın içinde yürür gider. Dersin ki “ne güzel yaşıyor.” Oysa bilmezsin; o gülüş, çoğu zaman bir çığlığın maskesidir. İçinde kopan fırtınalar, dışarıya tek bir damla olarak bile düşmez. Çünkü insan, en çok da anlaşılmamaktan korkar. Bu yüzden içindekileri saklamayı, susmayı ve rol yapmayı öğrenir. Yaşıyor gibi görünür ama aslında sadece hayatta kalıyordur.
İnsanların en büyük yanılgısı, başkalarının dünyasını dış görünüşten ibaret sanmalarıdır. Oysa insanın asıl dünyası, görünmeyende gizlidir. Beden bir kabuktur; asıl hikâye içinde yazılır. İçeride bir yerlerde, yarım kalmış cümleler, söylenememiş sözler, bastırılmış duygular birikir. Zamanla o birikenler ya bir filiz gibi büyür, insanı sarar, onu dönüştürür ya da içten içe kemirir, tüketir, sessizce yok eder.
Ağlamak ister insan, Ama güler. Çünkü toplum, gözyaşını zayıflık sayar. O yüzden insan, en derin acılarını en parlak gülüşlerin arkasına saklar. Kimse görmesin ister, kimse sormasın. Çünkü anlatmaya başladığında bile anlaşılmayacağını bilir. İşte bu yüzden susar. Sustukça büyür içindeki karanlık.
İnsan sadece etten ve kemikten ibaret değildir. O bedenin içinde umutlar vardır, korkular vardır, kırılmış hayaller, yarım kalmış sevdalar vardır. Anlatamadıklarını içine hapseder insan. Orada, kendi kaderine terk eder duygularını. Bazen o duygular kök salar, insanı sarar, ona yeni bir yol açar. Ama bazen de içten içe çürütür; insanın ruhunu yorar, bedenini bile hasta eder.
Hayat nedir diye sorarsın… “Yaşamaktır” derler. Doğrudur. Ama çoğu insan, içindekilerle değil; dışarıya gösterdikleriyle yaşar. Gerçek duygular saklanır, gerçek acılar gizlenir. Geriye sadece bir görüntü kalır: yaşayan bir beden, ama eksik bir ruh.
Belki de en büyük ihtiyaç, anlaşılmak değil; gerçekten görülmektir. Birinin, o sahte gülüşün arkasını fark etmesi, o sessizliğin içindeki çığlığı duymasıdır. Çünkü insan, en çok da görünmediğinde yorulur.
Ve belki de hayat…
Sadece nefes almak değil, içindekilerle birlikte var olabilmektir.