Paylaş:

Hayat, insanlarla kurduğumuz bağların toplamından biraz daha fazlasıdır. Çünkü bazı insanlar yalnızca hayatımıza girmez; içimizden geçer. Bir iz bırakır, bir duyguyu değiştirir, bazen de bizden bir parçayı alıp giderler.

Herkes aynı şekilde gelmez hayatımıza.

Kimi bir mevsim gibi uğrar. Varlığı kısa sürer, ardından geriye birkaç hatıra bırakır. Zaman geçtikçe yüzü silinir, sesi unutulur. Bir zamanlar hayatımızın içinde olan birinin, nasıl olup da bu kadar yabancılaşabildiğine şaşırırız.

Kimi ise gelir ve fark ettirmeden yerleşir içimize.

Onunla konuşmak bir ihtiyaç değil, huzur olur. Yanında susmak bile rahatsız etmez insanı. Çünkü bazı insanlarla kelimeler değil, gönüller konuşur. Ne anlatacağını düşünmezsin. Kendini saklamazsın. Olduğun gibi kalırsın.

İşte insanın hayatında asıl kıymetli olanlar bunlardır.

Varlığıyla yük olmayan, yokluğuyla eksik bırakan insanlar...

Bazıları da vardır, hayatımıza bir anda girer ve sanki yıllardır oradaymış gibi tanıdık gelir. Bir bakışı, bir sözü, bir hâli insana kendini hatırlatır. Onlarla kurulan bağın tarifini yapmak zordur. Çünkü bazı yakınlıkların akılla açıklanacak tarafı yoktur.

Bir de yarayı beraberinde getirenler vardır.

Gülümsemeyi unuttururlar insana. Güvenin ne kadar ağır bir şey olduğunu öğretirler. Kimi zaman bir insanın ardından yalnızca özlem kalmaz; kırgınlık da kalır. Söylenmemiş sözler, yarım kalmış cümleler ve cevapsız sorular dolaşır zihinde.

Ama hayat yalnızca bize iyi gelen insanlardan oluşmaz.

Bazıları da bize, kimseye kendimizden fazla anlam yüklememeyi öğretir.

Bazı insanlar kapımızı çalar, içeri girer ve bir gün hiçbir açıklama yapmadan çıkarlar. Ardından uzun süre o boşluğa bakarız. Oysa zaman bize şunu öğretir:

Her giden, kayıp değildir.

Bazen birinin gitmesi, hayatımızda açılan bir boşluk değil, üzerimizden kalkmış bir ağırlıktır.

Fakat bütün bunların arasında bazı insanlar vardır ki, hayatın en zor zamanlarında bile yerlerini değiştirmezler.

İyi gününde yanında olmak kolaydır. Herkesin yüzü gülerken seninle gülmek marifet değildir. Asıl mesele, hayat dağıldığında yanında kalabilmektir.

Herkes alkışlarken elini tutmak kolaydır. Zor olan, herkes sırtını döndüğünde omzunu sana çevirmektir.

İşte ben böyle insanları severim.

Gelişiyle hayatı güzelleştiren, gidişiyle hayatı darmadağın etmeyen insanları...

Bir kırgınlıkta kapıyı çarpıp gitmeyenleri, bir yanlışta bütün geçmişi çöpe atmayanları, suskunluğun ardındaki acıyı anlayabilenleri...

Çünkü insanın gerçek değeri, güzel günlerinde etrafında kaç kişinin olduğuyla değil, kötü günlerinde kimlerin kaldığıyla anlaşılır.

Hayatımıza yüzlerce insan girer. Bazılarının adını zaman unutturur, bazılarının yüzünü hafızamız siler. Fakat birkaç insan vardır ki onların yeri ne zamanla değişir ne de mesafeyle.

Onlar kalbin bir köşesine yerleşir.

Ne her gün görmen gerekir ne de sürekli konuşman.

Bilirsin ki oradadır.

İşte insanın aradığı gerçek zenginlik de budur.

Çünkü hayat, yanımızdan geçen insanların çokluğuyla değil, yanımızda kalmayı seçenlerin samimiyetiyle güzeldir.

Ve insan bir gün geriye dönüp baktığında şunu anlar:

Hayatımıza giren herkes bir hikâye bırakır; ama kalmayı seçenler, hikâyemizin kendisi olur.