Zaman tersine döndüğünde yalnızca takvimler ilerlemez; değerlerin de yeri değişir.
Çıkar, vefanın önüne geçer.
Gösteriş, samimiyetin yerini alır.
Boş gürültü, hakikatin sesini bastırır.
İnsanlar daha çok konuşur ama birbirini daha az anlar. Sözler çoğalır, anlam azalır. Herkes kendisini anlatmanın peşindedir; dinlemek ise neredeyse unutulmuş bir erdemdir.
Kalabalıklar büyür, fakat insanlar birbirinden uzaklaşır. Aynı masada oturanların gönülleri başka yerlerdedir. Aynı evin içinde yaşayanlar bile birbirine yabancılaşabilir.
Eskiden bir sözün ağırlığı vardı. Çünkü sözün arkasında karakter, vicdan ve sorumluluk bulunurdu. Şimdi ise bazı sözler yalnızca duyulmak için söyleniyor. Söylemek kolaylaştıkça, söylediğinin arkasında durmak zorlaşıyor.
Asıl mesele zamanın değişmesi değil.
Asıl mesele, yanlışların tekrar tekrar yaşanarak doğruymuş gibi kabul edilmesi.
Çünkü bir toplumda menfaat ahlakın önüne geçtiğinde, gösteriş karakterden daha değerli olduğunda ve çok konuşmak doğru konuşmaktan üstün tutulduğunda, artık yalnızca zaman değil, insanın kendisi de yönünü kaybetmeye başlar.
Ve belki de çağımızın en büyük felaketi şudur:
İnsanlar birbirine bu kadar yakınken, birbirlerinden hiç bu kadar uzak olmamıştı.