Paylaş:

İnsanı en çok kim incitir, biliyor musun? Hiç tanımadığı biri mi, yoksa uğruna kendinden vazgeçtiği, sırtını güvenle döndüğü, en mahrem sırlarını emanet ettiği insanlar mı?

İhanetin en ağır tarafı, yapılan kötülükten çok, bunu kimin yaptığıdır. Çünkü insan yabancıdan her şeyi bekleyebilir ama güvendiğinden kötülük beklemez. Dost bildiğinin hesabını, kardeş bildiğinin ihanetini, iyi niyet gösterdiğinin çıkarını düşünmez. Ta ki bir gün, kendisine en yakın bildiği insanların aslında ne kadar uzak olduğunu anlayana kadar.

Çevresinden ihanet görmüş bir insanı anlamak kolay değildir. Dışarıdan bakarsın, hayatına devam ediyor sanırsın. Gülüyor, konuşuyor, işini yapıyor, insanlarla görüşüyor. Oysa içinde bir şeyler değişmiştir. Eskisi gibi güvenemez, eskisi gibi inanamaz. Çünkü bir zamanlar kendisini koruyacağını düşündüğü insanlar, en savunmasız yerinden yaralamıştır onu.

Böyle insanlar yaşadıklarını herkese anlatmaz. Çünkü bir zamanlar en çok anlattıklarına yanılmışlardır. Sırlarını emanet ettikleri, dertlerini paylaştıkları, iyi günlerinde yanında durdukları insanlar, gün gelmiş o sırları aleyhlerine kullanmış, o dertleri küçümsemiş, o iyilikleri unutmuştur.

İşte o zaman insan yalnızca başkasına olan güvenini kaybetmez, kendi iyi niyetini de sorgulamaya başlar.

Acaba fazla mı güvendim? Gereğinden fazla mı değer verdim? Herkesin kalbini kendiminki gibi mi sandım?

Oysa hata, iyi niyetli olmakta değildir. Hata, herkesin aynı niyeti taşıdığını düşünmekte, herkesi kendi vicdanımızla ölçmektedir.

Ne var ki insan, yaşadığı her ihanetten sonra biraz daha temkinli olur. Eskiden hemen inandığı sözleri artık davranışlarla ölçer. Verilen vaatlerden çok, zor zamanda gösterilen tavra bakar. Kalabalıkların içinde kendisine yer açanlardan ziyade, kimsenin olmadığı yerde de yanında duranları önemser.

Çünkü ihanet insana yalnızca kimin güvenilmez olduğunu öğretmez. Aynı zamanda kimin gerçekten yanında olduğunu da gösterir.

Bazen en büyük hayal kırıklığı, bir insanın gerçek yüzünü görmek değil, o yüzü görebilmek için yıllarını vermiş olduğunu anlamaktır. Birlikte kurulan hayallerin, paylaşılan anıların, edilen yeminlerin bir gün hiçbir anlam taşımadığını görmek kolay değildir. Hele ki sen bir ilişkiyi yaşatmak için uğraşırken, karşındaki insan o ilişkiyi kendi çıkarları için kullanmışsa.

Ama bütün bunların sonunda insanın kendine yapacağı en büyük haksızlık, başkalarının kötülüğü yüzünden kendi iyiliğinden vazgeçmesidir.

Birilerinin vefasızlığı seni vefasız yapmasın. Birilerinin ihaneti seni herkesten şüphe eden, kimseye el uzatmayan, kimseye gönül açmayan birine dönüştürmesin. Elbette herkese aynı mesafede durmak, sınırlarını korumak ve güvenini hak edene vermek gerekir. Fakat yaşadığın acıların seni kendi özünden uzaklaştırmasına izin verme.

Çünkü iyi insan olmak başka, kendini kullandırmak başkadır. Affetmek başka, aynı ihanete tekrar tekrar kapı açmak başkadır. Birini sevmek başka, onun her yaptığını sineye çekmek başkadır.

Bazen insanın kendisine duyduğu saygıyı koruması için bazı insanlardan uzaklaşması gerekir. Ne hesap sormaya ne de herkese kendini anlatmaya ihtiyaç vardır. Bazı kapıları sessizce kapatmak, insanın kendisi için verdiği en doğru karardır.

Unutma, senin iyi niyetini kendi çıkarına kullanan birinin davranışı, senin değerini belirlemez. Birinin sana ihanet etmesi, senin güvenilmeye layık olmadığın anlamına gelmez. Yalnızca güvenini kime emanet ettiğini yeniden düşünmen gerektiğini gösterir.

Hayat insana bazen en ağır dersleri en yakınlarından verir. Fakat bu derslerin amacı herkesten uzaklaşmak değil, kimin yakınında durmaya değer olduğunu öğrenmektir.

İhanet insanı değiştirir. Kimi insanı acımasızlaştırır, kimi sessizleştirir, kimi de daha dikkatli hâle getirir. Asıl mesele, yaşadıklarından sonra nasıl bir insan olmayı seçtiğindir.

Çünkü insanın gerçek gücü, kendisine kötülük yapanlara benzememesinde saklıdır.

Ve bazen en büyük zafer, sana ihanet edenlerin karşısında dimdik durmak değil, onların yüzünden kalbini, vicdanını ve insanlığını kaybetmeden yoluna devam edebilmektir.