İnsan bazen yaşadığı dünyaya değil, bu dünyanın içinde yaşamak zorunda kaldığı insanlara yoruluyor.
Bir ömür kendini geliştirmek, bir meslekte ustalaşmak, dürüstçe yaşamak ve kimsenin hakkına girmemek için çabalıyorsun. Sonra bir bakıyorsun, bütün bu değerlerin karşısında senin kadar emek vermeyen ama her türlü yolu kendine hak gören insanlar öne geçiyor.
İşte o zaman insanın içinde tarif etmesi güç bir kırgınlık büyüyor.
Eskiden bir insanın sözüne güvenmek, emeğine saygı duymak, başarısını gönülden kutlamak gibi değerlerin daha fazla anlam taşıdığına inanırdık. Şimdi ise bazıları için haklı olmak değil, haklı görünmek; iyi iş yapmak değil, iyi pazarlamak; insan olmak değil, insanları idare etmek önemli hâle geldi.
Üstelik bütün bunları yaparken yüzünden tebessümü, dilinden güzel sözleri eksik etmeyenler de var. Kimin canını yaktıklarını bildikleri hâlde hiçbir şey olmamış gibi davranabiliyorlar. Hatta bazen verdikleri zararın hesabını soranları suçlu çıkarmayı bile başarıyorlar.
Böyle bir ortamda insan ister istemez kendine soruyor: Acaba dürüstlük mü değer kaybetti, yoksa biz mi insanlardan çok şey bekliyoruz?
Belki de asıl yanılgımız, herkesin bizim gibi düşüneceğini sanmak. Kendi vicdanımızla başkalarını ölçmek, kendi doğrularımızı herkesin içinde aramak.
Oysa herkesin kalbi aynı yerden bakmıyor hayata. Kimi bir gönül kazanmak için uğraşırken kimi bir insanın güvenini kazanç kapısı olarak görüyor. Kimi arkasından konuşulan insanın hakkını savunurken kimi aynı sofrada oturduğu insanın kuyusunu kazıyor.
Bütün bunları gördükten sonra insanın iyiliğe olan inancı sarsılabiliyor. Fakat burada ince bir çizgi var: Başkalarının kötü olması, bizim de kötüleşmemiz için bir gerekçe olamaz.
İyi olmak, herkese inanmak ya da her yapılanı sineye çekmek değildir. Gerektiğinde mesafe koymak, haksızlığa karşı durmak ve insanın kendi değerini koruması da iyiliğin bir parçasıdır.
Çünkü merhamet, kendini ezdirmek değildir; dürüstlük de her oyuna sessiz kalmak anlamına gelmez.
Belki hayat boyunca her zaman hak edenin kazandığını göremeyeceğiz. Bazen haksızlık yapanın yükseldiğine, iyi niyetli birinin sessizce geri çekildiğine şahit olacağız. Ama insanın gerçek değerini yalnızca kazandıklarıyla ölçersek, geride bıraktığı vicdanı ve insanlığı gözden kaçırırız.
Ben yine de inanıyorum: İyilik, her zaman alkışlanan taraf olmayabilir ama insanın kendine saygıyla bakabilmesini sağlayan en sağlam dayanağıdır.
Dünya ne kadar değişirse değişsin, insan kalabilmekten utanmayalım. Çünkü asıl mesele, kötülüğün kazandığı günlerde bile kendi karakterimizi kaybetmemektir.