Yaşam senin yaşamındır. Ne başkalarının beklentilerine sığdırılacak kadar dar ne de başkalarının kararlarına teslim edilecek kadar değersizdir. Fakat insan, çoğu zaman kendi hayatını yaşamak yerine başkalarının kendisi için çizdiği yolda yürür. Ne zaman susacağına, ne zaman konuşacağına, nasıl düşüneceğine, kime inanacağına, hatta nasıl bir insan olacağına bile başkalarının karar vermesine izin verir.
Bazen aileden gelir bu baskı, bazen toplumdan, bazen eğitimden, bazen siyasetten, bazen de sorgulamadan kabul ettiğimiz düşüncelerden. Herkesin insan için bir doğrusu, bir beklentisi, bir hesabı vardır. İnsan da kimseyi kırmamak, dışlanmamak, ayıplanmamak uğruna kendi iç sesini susturur. Zamanla başkalarının istediği insan olmaya çalışırken kendisi olmaktan uzaklaşır.
Oysa insanın en büyük kayıplarından biri, kendisine ait bir hayatı başkalarının onayına göre yaşamaktır.
Elbette insanın ailesine karşı sorumlulukları, topluma karşı görevleri, inançları ve değerleri vardır. Kendi hayatını yaşamak demek, bütün bunları yok saymak değildir. Asıl mesele, neyi neden yaptığını bilmek, doğru bildiğini sorgulayabilmek ve kararlarının sorumluluğunu üstlenebilmektir. Çünkü düşünmeden itaat etmekle bilinçli bir şekilde tercih yapmak aynı şey değildir.
Bir gün dönüp geçmişe baktığında, başkalarını memnun etmek için verdiğin kararların arasında kendi isteklerini bulamayabilirsin. Başkaları üzülmesin diye sustuğun sözleri, el âlem ne der diye vazgeçtiğin hayalleri, kabul görmek uğruna sakladığın kişiliğini hatırlayabilirsin. İşte o zaman insanın içine ağır bir soru düşer: Ben bütün bu yıllar boyunca gerçekten yaşadım mı, yoksa benden beklenenleri mi yerine getirdim?
Hayat, başkalarının alkışlarıyla anlam kazanmaz. Herkesin seni beğendiği bir yaşamın içinde kendine yabancılaşmışsan, kazandıklarının ne anlamı kalır? Herkesin doğrularına uyarken kendi vicdanını susturmuşsan, geriye sana ait ne kalır?
Unutma, senin yerine kimse yaşayamaz. Senin yerine kimse pişman olamaz, senin yerine kimse hayallerinden vazgeçmenin acısını taşıyamaz. İnsanlar sana yol gösterebilir, fikir verebilir, uyarabilir. Fakat hayatının bütün kararlarını başkalarına bırakırsan, bir gün yaşadığın hayatın sana ait olmadığını fark edebilirsin.
Bu yüzden başkalarını dinle ama kendini susturma. Öğüt al ama aklını başkasına teslim etme. Toplumun içinde yaşa ama sırf kabul görmek için kendinden vazgeçme. Herkes gibi olmak zorunda değilsin. Önemli olan, başkalarının çizdiği sınırlar içinde kaybolmak değil, kendi doğrularını akıl ve vicdan süzgecinden geçirerek yaşayabilmektir.
Çünkü ömür, başkalarının beklentilerini yerine getirmek için harcanamayacak kadar kısa, insanın kendi benliğinden vazgeçmesi için de fazla değerlidir.
Sonunda geriye şu gerçek kalır: Başkalarının istediği insan olmak için yaşarsan, herkesin hayatında bir yerin olabilir ama kendi hayatında kendine yer bulamayabilirsin.