Paylaş:

İnsan, çoğu zaman kendini tanımlarken sayılara, unvanlara ve duvarlara asılı kâğıtlara tutunur. Oysa insanı insan yapan şeyler, vitrine konulamaz. Merhamet, başkasının canını yakmaktan utanabilme yeteneği, haksızlık karşısında duruş gösterebilme cesareti… Bunlar ne diplomada yazar ne de bir rozetle taşınır. Öğrenmek aklın işidir; insan kalmak ise yürek ister. Ve yürek, en çok da kimse bakmıyorken kendini ele verir.

Kelimeler de insanlar gibidir; hoyratça kullanıldıkça anlamlarını yitirirler. Aşk mesela… Dile ne kadar sık dolanırsa, yükü o kadar hafifler. Herkes söyleyebilir, herkes süsleyebilir. Ama asıl mesele, o kelimenin sorumluluğunu taşıyabilmektir. Gerçek sevgi gürültü sevmez. İlan edilmez, ispat peşinde koşmaz. Sessizlikte bile kendini hissettirir; yokluğunda bile varlığını korur.

Hayatta en zor denge, karşındakini incitmemekle kendi inançlarını savunmak arasındaki o ince çizgide yürümektir. Ne her suskunluk erdemdir ne de her sertlik cesaret. Olgunluk, ne zaman konuşacağını ve ne zaman susacağını bilmektir. Bazen susmak kaçış olur, bazen konuşmak yıkım. İnsan, bu çizgiyi kaç kere düşe kalka öğrendiğini fark ettiğinde büyür.

Gerçek bağlar mesafe tanımaz. Dostluk da sevgi de kilometreyle ölçülmez. Uzaklık, yalnızca zayıf olanı koparır; sağlam olanı ise daha da görünür kılar. Çünkü gerçek bağlar, aynı masada oturmakla değil, aynı yürekte kalabilmekle kurulur. Zaman geçer, hayat savurur ama sahici olan yerini kaybetmez.

Tecrübe, yaşla ölçülen bir şey değildir. Kaç doğum günü pastası üflediğin değil, kaç kere düştüğün ve nasıl kalktığındır seni anlatan. Yaş almak herkesin payına düşer; ama yaşadıklarının seni neye dönüştürdüğü tamamen senin sorumluluğundur. Aynı acı, birini taşlaştırır; bir başkasını derinleştirir.

Aile ise her zaman kan bağı demek değildir. Bazen hiç akraban olmayan birinden görürsün sahip çıkılmayı, güveni, sevgiyi. Ve anlarsın ki aile, aynı soyadı taşımak değil; zor zamanda aynı yürekte buluşabilmektir. İnsan, kendini en güvende hissettiği yerde evindedir.

En yakınlar bile bazen üzer. Çünkü insanız. Hata yaparız, kırarız, kırılırız. Affetmek gerekir; evet. Ama çoğu zaman en zor olan, başkasını değil, kendini affedebilmektir. İçinde taşıdığın pişmanlıklar, başkasının yarasından daha ağır gelir insana.

Dünya senin acına saygı duruşunda bulunmaz. Yüreğin kan ağlasa da güneş doğar, hayat devam eder. Ve sen, acının içinden yürümeyi öğrenmek zorunda kalırsın. Kimse seni beklemez. Bu gerçek, serttir ama öğreticidir.

Yaşadıkların seni etkilemiş olabilir. Ama neye dönüştüğünden sen sorumlusun. Başına gelenler kaderin olabilir; verdiğin kararlar karakterindir. İnsan, bahanesi kadar değil, cesareti kadar insandır.

Tartışmalar sevginin bittiği anlamına gelmez. Sessizlik de her zaman sevgi demek değildir. Bazı vedalar bağırarak olur, bazı kopuşlar susarak. En derin ayrılıklar, cümlesiz olanlardır.

Her problemin içinde saklı bir fırsat vardır. Dikkatle bakabilen için problem, o fırsatın yanında küçücük kalır. Ama bakmak cesaret ister; yüzleşmek yürek.

Ve en sonda şunu bilmek gerekir: Sevgi çabuk kaybedilir. Ama pişmanlık, yıllarca insanın yakasına yapışır, bırakmaz.
O yüzden hoyrat olma.
Ne söze, ne sevgiye, ne de insana.

Çünkü bazı şeylerin telafisi yoktur.