Paylaş:

Bir zamanlar bu topraklarda hayat başkaydı. Kerpiç duvarların ardında nice hatıralar, nice yaşanmışlıklar saklıydı. Her pencerenin önünde bir bekleyiş, her kapının ardında bir aile, her duvarın içinde yılların hikâyesi vardı.

O evlerde sabahlar erkenden başlardı. Ocakta yanan ateşin dumanı göğe yükselir, tandırdan çıkan ekmeğin kokusu sokağın başına kadar yayılırdı. Annelerin telaşı, babaların eve dönüşü, çocukların avlularda yankılanan sesleri birbirine karışırdı. Bir tas ayran, bir parça ekmek, bir de gönülden gelen misafirperverlik yeterdi mutluluğa.

Kimsenin kapısı yabancıya kapalı değildi. Komşunun derdi herkesin derdi, sevinci herkesin sevinciydi. Çocuklar bir evden diğerine girer çıkar, sofralar paylaşılır, acılar birlikte göğüslenirdi. Belki evler küçüktü ama gönüller büyüktü. Eşyalar azdı ama hatıralar çoktu.

Şimdi o evlerin duvarları sessiz, pencereleri mahzun. Bir zamanlar çocuk sesleriyle dolup taşan avlularda yabani otlar büyüyor. Kapılar ya çoktan sökülmüş ya da yılların yorgunluğuna dayanamayarak kapanmış. Rüzgâr, çatısı çökmüş odalarda dolaşırken sanki geçmişten kalan son hatıraları da usulca savuruyor.

Belki bir zamanlar o evlerde büyüyen çocuklar şimdi uzak şehirlerde, başka hayatların içinde. Kimi anne, kimi baba, kimi de torun sahibi oldu. Fakat insan kaç yaşına gelirse gelsin, çocukluğunun geçtiği o kapıyı, annesinin sesini, babasının gölgesini ve akşamları tüten o ocağı unutamıyor.

Çünkü insanın hafızasında bazı yerlerin adresi yoktur. Onlar kalbin en derin köşesinde yaşar.

Bugün o kerpiç evlere baktığımızda yalnızca yıkılmış duvarları görmüyoruz. Bir zamanlar yaşanmış hayatları, bölüşülmüş ekmekleri, yarım kalmış sohbetleri ve artık geri gelmeyecek insanları hatırlıyoruz. Her çatlak duvarın ardında bir ömür, her sessiz avluda bir çocukluk, her kapanmış kapının ardında nice ayrılık saklı.

Bazı evler eskir, bazı hatıralar ise hiç yaşlanmaz.

Çünkü geçmiş dediğimiz, yalnızca geride bıraktığımız yıllardan ibaret değildir. Geçmiş, bugün kim olduğumuzu anlatan köklerimizdir. O kökleri unutursak dallarımız ne kadar yükselirse yükselsin, nereden geldiğimizi bir gün mutlaka sorgularız.

Belki o kerpiç evler bir gün bütünüyle yıkılacak. Duvarlarından geriye bir avuç toprak, kapılarından birkaç eski tahta kalacak. Ama o evlerde yaşanan hayatlar, anlatıldıkça yaşamaya devam edecek.

Yeter ki unutmayalım.

Çünkü bir zamanlar o kerpiç evlerde yalnızca insanlar yaşamadı. Bir kültür, bir gelenek, bir dayanışma ve koca bir geçmiş yaşadı.

Ve biz, o geçmişin hatıralarını yaşattığımız sürece köklerimizden kopmayacağız.