Paylaş:

Uğur böceğinin uğuruna inanan, bir kedi yavrusunun üşümesine kıyamayan, gelinciklerden şurup, papatyalardan taç yapan çocuklardık biz. Ekmeğimizi ortadan bölüp arkadaşımızla paylaşır, bir lokmayı bölüşmeyi yoksulluk değil, dostluk bilirdik.

Kimsenin kalbini kırmak istemez, bir büyüğümüzün yanında sesimizi alçaltmayı saygıdan, bir küçüğümüzün başını okşamayı sevgiden sayardık. Bir oyuncağımız varsa paylaşır, bir sırrımız varsa saklar, bir söz vermişsek arkasında dururduk.

Ne masum çocuklardık!

Belki imkânlarımız azdı ama gönlümüz zengindi. Bir avuç toprakta oyun kurar, bir ağaç dalında mutluluk bulur, akşam ezanına kadar sokaklarda oynardık. Bizi mutlu etmek için pahalı oyuncaklara, gösterişli hayatlara ihtiyacımız yoktu. Bir dostun gülümsemesi, annemizin seslenişi, babamızın eve dönüşü yeterdi.

Hani bir zamanlar büyüklerimizin, “Ağzı var, dili yok” dediği çocuklar vardı ya, işte biz onlardık. Büyükler konuşurken susmayı, sofraya otururken beklemeyi, birinin hakkını yememeyi öğrenerek büyüdük. Her şeyi bilmezdik belki ama haddimizi bilmenin, sözümüzü tartmanın ve insanlara değer vermenin ne demek olduğunu bilirdik.

Peki, ne oldu bize?

Yıllar geçti, sokaklar değişti, evler büyüdü, imkânlar çoğaldı. Fakat insanın insana duyduğu güven neden azaldı? Neden artık verilen her sözün arkasından bir şüphe, gösterilen her iyiliğin ardından bir hesap arıyoruz? Neden insanlar birbirine yaklaşırken bile kendini korumak zorunda hissediyor?

Bugün belki daha çok şeye sahibiz ama birbirimize ayıracak zamanımız giderek azalıyor. İletişim araçlarımız çoğaldı, fakat gönülden gönüle kurduğumuz bağlar zayıfladı. Herkes kendini anlatıyor, çok az insan gerçekten dinliyor. Herkes haklı çıkmak istiyor, ama kaç kişi karşısındakini anlamaya çalışıyor?

Oysa insanı insan yapan sahip oldukları değil, başkasına nasıl davrandığıdır. Bir çocuğun başını okşamak, yaşlı bir insanın hâlini sormak, komşunun kapısını çalmak, ihtiyaç sahibinin derdine ortak olmak için büyük servetlere gerek yoktur. Bunlar, insan olmanın en sade ama en kıymetli gereklilikleridir.

Biz geçmişin her şeyinin güzel olduğunu iddia etmiyoruz. Her dönemin kendine göre sıkıntıları, yanlışları ve eksikleri vardı. Ancak geçmişte yaşadığımız bazı değerleri bugünün hayatına yeniden kazandırmak zorundayız.

Güveni geri getirin! İnsanlar verdiği sözün arkasında dursun.

Samimiyeti geri getirin! Gülümsemeler yüzümüzde kalmasın, kalbimizden gelsin.

Saygıyı geri getirin! İnsanlar birbirini makamına, parasına ve mevkiine göre değil, insan olduğu için değerli görsün.

Merhameti geri getirin! Bir hayvanın çaresizliğine, bir çocuğun gözyaşına, bir yaşlının yalnızlığına kayıtsız kalmayalım.

Kibarlığı ve nezaketi geri getirin! Güçlü olmayı kırıp dökmek, haklı olmayı başkasını ezmek sanmayalım.

Geleneklerimizi geri getirin! Büyüklerin hatırını, komşuluğun sıcaklığını, paylaşmanın bereketini ve aile bağlarının kıymetini yeniden hatırlayalım.

Doğallığı geri getirin! Olduğumuz gibi görünelim, göründüğümüz gibi olalım. İnsanların birbirine karşı maske takmak zorunda kalmadığı bir hayat kuralım.

Çünkü mesele yalnızca eski günleri hatırlamak değildir. Mesele, o günlerden bugüne taşıyabildiğimiz güzellikleri kaybetmemektir.

Belki artık papatyalardan taç yapmıyoruz, belki ekmeğimizi eskisi kadar sık bölüşmüyoruz. Ama hâlâ bir çocuğun yüreğinde merhamet, bir insanın kalbinde iyilik, bir ailenin sofrasında paylaşma duygusu var. Yeter ki bunları yaşatmayı bilelim.

Çocuklarımıza yalnızca iyi bir gelecek bırakmak yetmez. Onlara güvenebilecekleri insanlar, sığınabilecekleri bir merhamet, örnek alabilecekleri bir ahlak da bırakmalıyız.

Unutmayalım, bir toplumun gerçek zenginliği binalarının yüksekliğiyle, arabalarının yeniliğiyle ya da insanların cebindeki parayla ölçülmez. Asıl zenginlik, insanların birbirine ne kadar güvenebildiği ve birbirinin acısına ne kadar ortak olabildiğidir.

Biz çocukluğumuzu değil, çocukluğumuzda bize öğretilen insanlığı özlüyoruz.

Ve belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey, yeniden çocuk olmak değil; çocukken bildiğimiz o güzel değerleri büyüdükçe kaybetmemektir.